ABZAHLAR
» 19/7/2007 - 'ŞEYH ŞAMİL (R.A)'
|
|
İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu.
Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı.
İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu.
Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur.
Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir.
İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti.
Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular.
Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır.
Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler.
Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu."
Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur.
İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz.
İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir.
Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler.
Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar.
Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti.
Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir.
Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi.
Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer.
Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar | | |
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
» 30/6/2007 - ABZAHLAR
ABZAHLAR:. Bu kabile Ruslara karşı mücadelelerde Natuhaclar ve Ubuhlar'la birlikte en ön saflarda yer almıştır. Bu kabile aynı zamanda diğer kabilelere nazaran en demokrat kabiledir. Aralarında asillerin nüfuzu daha az ve sınıf farklılıkları daha az belirgindir. Bu kabile, Kafkas Dağları'nın kuzey eteklerinde ve Kuban'ın orta mecrasına katılan kollarının suladıkları bölgede yaşarlardı.Ruslara karşı en önemli ve etkili mukavemet gösteren kabile olmuştur. Başlıca;
1- Sagvase, Khurçips, Pseha, Pkhats, Tfiseps kolları, 2- Laba, Psizun, (Psizuy-Malaya Laba) Segupsin, Hagur, Fars kolları,
3- Psij, at(Mart), Pças(Pçah) kolları,
4- Psekups ırmağı vadilerinde oturmaktaydılar.
|
Abesech, Abazak/Abdzach/Abadsech/Abzeh, yazılış ve kullanış şekilleriyle literatürde bilinen en kalabalık Adige kabilelerinden birisidir. Toprakları Batı ve Güney’de Şapsuğ ve Ubuchlara, Kuzey’de ise Hatukuaylara dayanıyordu.
Klaproth ( 1807-1808) de yazdığı anılarında şu Abesech' klanlarından' söz etmektedir; Yedic 10 büyük aile, Yenemıko 29 büyük aile, Ançok 20 büyük aile ve Jangat. Yine aynı yazara göre bu yıllarda Abesech dini inançları ve beyleri olmadığını ve en on seneden beri İslam dininiyle tanıştıklarını yazmaktadır. Abesech büyük bir çoğunluğu vatanlarından kovulmuş olarak Türkiye, Suriye ve Ürdün'de yaşamaktadırlar. Tarihi Adigey'de en çok toplu olarak Hakurıne Hable'de ve diğer Adige köylerinde ve kabileler arasında yaşamaktadırlar.(Klaproth, JuliusReıse ın den Kaukasus und nach Georgien. Halle und Berlin 1812.1814 drei Bde.)
Abesechdache, 'Abzech güzeli'. Abzechler kökenlerini güzel bir Adige güzeline dayandırırlar. Belki de efsanevi Amazonlardan kalma bir inançtır. Beyleri (pşı) yoktur. Köy ihtiyarlar meclisleri veya bağımsız çiftçilerce, Tlekotleş (Tatarca; Uzden) idare edilirler.
Abesech İhtilali, Abesechler ilk kez 1770 yılında asillere (pşı ve verk) karşı ayaklanırlar. Diğer feodal Adige kabile beylerinin ve Rusların yardımıyla, devrim hareketi bastırılır. Ancak bağımsızlıklarına çok düşkün olan Abesech yirmi yıl kadar sonra 1790’da tekrardan, ikinci kez başarılı bir ayaklanma yaparak beylerini öldürürler. Hayatlarını kurtarabilenler diğer Adige kabilelerine sığındıkları gibi pek çoğu da Moskova'ya, -tıpkı Fransız asilzadelerindin yaptığı gibi- giderek Ruslara sığınırlar. Verk'lere de aşağıdaki şartlarla, Abzech bölgesinde yaşamalarına izin verilir ve canları bağışlanır; 1. Abesech ülkesinde yağma yapmayacaklar. 2. Diğer yörelerde yağmaladıkları malları vs. Abesech topraklarından geçirmeyecekler 3. Abesech ülkesinde yaşamaya karar verenler diğer halk gibi kendi emeği ile çalışarak geçinmek zorunda olacaklar.
Fransız ihtilali ile birlikte gerçekleştirilen Abesech İhtilali bilim adamlarınca yeterince araştırılarak incelenmemiştir. Çünkü Fransız ihtilali, aydınlarca başlatılmış, organize edilmiş ve yürütülmüştür. Aydınları, üniversiteleri, hele hele kitapları olmayan Adigey’in derin ormanlarında ve dağlarında yaşayan bu halkı devrime iten ve başarıyla götüren etkenler nelerdir? Eğer 'dış etkenler' ise, kıyı halkları daha önce etkilenmeleri gerekmez miydi? Bu ve benzeri pek çok sorular yanıtsız kalmaktadır. (Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)
|
Örneğin oligarşik Bjedughlar, demokratik Abzahlara karşı savaşırlarken Çeçenler, Bjedughlara yardım etmişlerdir. Çerkesya’da 18. yy’da oligarşiye karşı yürütülen ayaklanma ve savaşların hemen hemen tümü Abzahların tesiriyle olmuştur. Oligarşik Bjedughlar ve Shapsughlar birleşerek Ruslardan da yardım alarak 1796'da demokratik Abzahları yenilgiye uğratmışlardır. Bu yenilgiye rağmen daha sonraları özgürlükçü düşünce alevi sönmemiş, diğer kabileler arasında da savaşsız oligarşik idare yıkılarak toplumda herkes aynı haklara sahip olmuştur. 19 yy’ın ilk yanlarında tüm batı Çerkes kabileleri hür ve bağımsızdılar. Alınan tüm kararlar halk meclislerinde alınır ve toplum bu kararlarla yönetilirdi.
OSMANLI GAZETELERİNDE ABZAHLAR
Abzahların Haşiyep mevkiinde 500 kişilik Rus birliğini imhası ve Kujups savunması
Tasvîr-i Efkâr, 22 Rebiülâhir 1279 / 17 Ekim 1862, Sayı 32
Çerkesistan tarafından bu defa İstanbul'a vârid olan tahriratın meali.
Rebiülevvelin 25. günü Abzah'da Haşiyep nam mahalde bir tabur Rusya asakiri Çerkeslerin meralarına gelerek silahlarını çatıp ot biçmeye başlamışlar iken hiç me'mul etmedikleri bir mahalden defaten Çerkesler hücum ile bunların silahlarını ellerine almasına meydan vermeyerek cümlesini idam ve 500 şeşhane ve palaska ile bu miktar tırpan i'tinam etmiş ve bu muzafferiyeti kazanmakta bir kişi kaybetmişlerdir.
18. Abzah'da Rusların bozguna uğratılması
Tasvîr-i Efkâr, 2 Zilhicce 1279 / 21 Mayıs 1863, Sayı 94
Çerkesistan'da vâkî Abzah taraflarında Rusyalının 4000 kişiden mürekkep bir ordusuyla Çerkesler
beyninde bir muharebe vukû bularak Rusyalılar bozulmuş ve bir hayli telefat verildikten sonra içlerinden 300 kişi dahî esir olmuş olduğu bazı gazetelerde görülmüştür.
26. Ağaç kabuğu yiyecek derecede açlığa maruz kalan bazı Abzah ailelerinin Trabzon'a hicret etmek zorunda kalması, Kalan Abzahların İngiliz ve Lehlilerin silah yardımıyla direnişi sürdürmeleri ve Courrier d'Orient gazetesinin yardım kampanyası
Tasvîr-i Efkâr, 25 Cemaziyelahir 1280 / 7 Aralık 1863, Sayı 151Courrier d'Orient 'te görülen bir bendin hülasa-i meâlidir.
CEVDET PAŞA, "ÇERKESLER arasında 3 sınıf bulunduğunu, bunların PŞE (Bey) ÖZDEN (asilzade) ve TOKAV (avam, halk) olduğunu" anlatır. "Fakat ABAZA ve ABAZEH halklarında BEY sınıfı yoktur. Ecdadı SİPAHİLERDEN gelen ÖZDEN grubu BEY statüsündedir, " diye ekler.
Bayat boyuna bağlı olan ve günümüzde bu boy adını kullanan Musul yöresindeki Türklerin yaşadıkları köylerin bir kısmı şunlardır: Abzah, Besan, Karayatağ, Selamiye, Şennif, Şirehan, Tezharap ve Yarımca.
OSMANLI KAYITLARINDA "ABAZA TAİFESİNDEN" OLDUKLARI SÖYLENEN AŞİRETLER VE YERLERİ "Abazeh: Gürcistan, Sohum, Anapa, Doğu Karadeniz kıyıları Abaza: Kuban Nehri boyu (Kafkasya) Candı: Kuban Nehri boyu (Kafkasya) Hutunibeğ: Kuban Nehri boyu Karzık (Kazrık): Kuban N. boyu Keç: Kuban N. boyu Memri: K.N. boyu Saşe: K.N. boyu Sührabbeğ: K.N. boyu Şaca (Şace): K.N. boyu Şükray (Şüküray): K.N. boyu Urdana: Anapa ve Sohum kaleleri beyninde (Kafkasya) Abuna (Avuna): Sohum ve Anapa beyninde (Karadeniz kıyısı) Ada-i Şahi: K.N. boyu (Kırım)
Aridli (Arid): Erzurum Eyaleti, Kuban N. boyu (Kafkasya) Bezdek: K.N. boyu Cuhş: K.N. boyu Basavoğlu (Reftahbeğ): K.N. boyu Goba (Goya): K.N. boyu, Sohum, Anapa etrafı Haze (Hazek, Hazdek): K.N. boyu Keşmay: K.N. boyu Karaşay: K.N. boyu Natokac (Natuhac, Natukac, Natohac): K.N. boyu, Kırım, Gürcistan - Abaza&Çerkes Taifesinden. Nişaho (Neşahov): K.N. boyu Şobaşeyh (Şobaşıh): K.N. boyu Ubuş (Obuş): K.N. boyu Urbeğ: K.N. boyu Noğobes (Noğobis): K.N. boyu" (Bk. Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Camaatler)
Osmanlı Arşivleri, en geniş belge yelpazesine sahip bir hazine olarak, bir çok millet için, özellikle de Kafkasyalılar için hala keşfedilmeyi beklemektedir
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
» 29/6/2007 - ALEKSANDIR'IN ABZAHLAR'LA GÖRÜŞMESİ
1861 yılı sonbaharında, Rus-Kafkas Savaşı'nın son aşamasında çar, Abzah ileri gelenleriyle görüşmek için özel olarak Kuban'a gelmişti.
Çar 11 Eylül 1861'de büyük bir törenle Taman'a çıktı. Karşılamaya gelenler arasında çarlığın askeri görevlilerinden başka, beş yüz de 'barışçı' Çerkes vardı. Esadze'nin tanıklığına göre Çerkesler, yalvarırcasına ata topraklarının onlara bırakılmasını, Kafkasya'dan göç ettirilmemelerini istediler. Temrük şehrinde bir süre kaldıktan sonra çar ertesi gün, 12 Eylül'de Yekaterinodar'a (Krasnodar) geldi. Daha sonra İki gün boyunca askeri istihkâmları ve birlikleri denetledi. 14 Eylül'de Maykop istihkâmında, 15 Eylülde ise seyahatinin son durağı olan Hamketi (Hamçetıy) istihkâmındaydı. O sırada burada Yukarı Abzah (Verhne Abad-zehski) müfrezesinin kampı bulunuyordu.4 Burası aslında Çerkesya hattının ön savunma bölgesiydi. Buranın geçit vermez dağlarında ve eteğindeki ormanlarda en iyi Çerkes savaşçıları toplanmıştı. Aralarında Abzah, Besleney ve Çemguylardan başka, korkusuz ve yılmaz özgürlük savaşçıları olarak ün salmış Hajret Kabardeylerinden de büyük kuvvetler vardı. Çar istihkâmda dinlenirken ve Loris-Melikov, Prens Orbeliani ve diğer komutanlarda görüşürken, Fars nehrinin sağ kıyısında, Hamketi istihkâmının iki üç kilometre uzağındaki Mamrük-Ogoy (Mamrıkoçey) vadisinde büyük Çerkes grupları toplandılar.
Görüşme, Potto ve Esadze'nin iddiasına göre 18 Eylül 1861'de oldu. Kalabalık Çerkes topluluğundan, başlarında Ubıhların önderi Hacı Berzeg'in bulunduğu 50 kişilik bir heyet öne çıktı. Hacı Berzeg hükümdara yazılı bir dilekçe sundu. Abzahlar, Ubıhlar ve onlara komşu diğer halklar Rusya'nın hâkimiyetini tanıyor, fakat ısrarla, kendini tek bir bayrak altında birleşmiş ve tüm haklara sahip bir devlet olarak tanımlayan Batı Çerkesya'nın egemenliğinin korunmasını istiyorlardı. Çerkesler, Rus birliklerinin ülke içlerine yaptıkları yıkıcı seferlere son verilmesini, henüz işgal edilmemiş topraklara dokunulmamasını, buralarda kale, Kazak köyü kurulmasının ve yol yapımının durdurulmasını istiyorlardı. Çarın cevabı kısa ve katiydi: "ABZAHLAR bir ay içinde, iyi topraklar alacakları Kuban ötesine yerleşsinler ya da Türkiye'ye göç etsinler". Aksi taktirde çar Çerkesleri yok etmekle tehdit ediyordu.
Çerkes heyeti çarın "barışçı" tekliflerini, kendileri için alçaltıcı bularak reddetti. Halk topraklarını henüz mümkünken savunmaya karar verdi. Bu, çara bir çağrıydı.
Görünüşe göre çarla görüşme yeri Çerkesler tarafından belirlenmiştir. Kutsal koruluk olarak bilinen Mamıkoçey vadisinde olması tesadüf değildir. Abzahların ve diğer Çerkes boylarının önemli halk toplantılarının tümü asırlık ağaçların çevrelediği bu alanda yapılıyordu. Hamketi görüşmesinden iki yıl Önce Rus birliklerine teslim olan ve Osmanlı İmparatorluğuna giden, Şamil'in ünlü naibi Muhammed Emin'in karargâhı da burada bulunuyordu. Muhtemelen Abzahlar kutsal koruluğun kendilerine uğur getireceğini, görüşmenin başarıyla geçmesini sağlayacağını ümit ediyorlardı. Fakat beklentileri gerçekleşmedi. Böylece ölüm ferman kesinleşti. Siyuh'un bu notları "Ulusal Felaket Öncesi" diye adlandırması tesadüfî değildir. Bu adlandırmada bir ölçüde çarın Abzahlarla görüşmesinin ve sonuçlarının tüm Çerkes halkının kaderinde oynadığı rolün değerlendirmesi de vardır.
Görüşmelerin yapıldığı yere sonradan çarlık makamlarınca bir şapel, yanına da iki tarafında toplar bulunan II. Aleksandr'ın büstü yapıldı. İç savaş sırasında çarın büstü tahrip edildi, fakat şapelin duvarları bugün de ayakta duruyor ve devlet tarafından tarihi anıt olarak korunuyor
www.akintarih.com/ |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
» 28/6/2007 - RUS ÇERKES SAVAŞI ve ÇERKES SOYKIRIMINA DAİR
Rus Çerkes Savaşı ve Çerkes Soykırımına Dair Raporlar ve Tanıklıklar

Çar I.Petro (1722) : “Rusya’nın çıkarları için mümkün olabildiği kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşmak lazımdır. Buraları elinde tutan Dünya’ya hükmeder. Bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmalıyız...”
Rus General Tsitsianov (1804): “ Kanım kazanda gibi kaynıyor, asilerin kanıyla topraklarınızı sulamak arzusuyla bütün organlarım sarsılıyor... Size diyorum ki benim süngü, gülle ve kan nehri metodumla topraklarınızda akan nehirlerin suyu bulanık akmayacak, ailelerinizin kanıyla boyanmış olarak kıpkırmızı akacak.”
Grand Dük Michael: “ Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.”
Prens Baryatinski (Çar Naibi): “Karadenizin kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı haline getirmek için dağlıları kıyıdan temizlemek zorundaydık. Dağlı Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.”
Kafkasya Orduları Kurmay Başkanı Milyutin: “..Dağlıları, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden dağlılara hissettirmeyelim...”
M.İ. Benyukov: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokimov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.”
Kont Yevdokimov’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıdan: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden)
Rus Tarihçi Sulujiyen: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca, çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...”
Rus Tarihçi Zaharyan: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...”
Rus Tarihçi Y.D. Felisin: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü."
Kont Lev Tolstoy: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin,ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...”
Muhaliflerden N.N. Rayevski:” Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...”
Çar II. Alexander’nin Kont Yevdokimov’a kutlama mesajında : “Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirilerek uyuşmaz yerli halkları temizleyip çıkardınız. Uzun yıllar süren kanlı savaşın zararlarını kısa sürede bu verimli topraklardan çıkartabiliriz...”
Jan Karol: “Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti...”
Hakhurat Ş.Y.- Liçkov L.S. “Adıgeya isimli kitaplarında: “Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler...”
Grand Dük Michael: Savaşın sonlarında Kafkasya’ya geldiğinde, Çerkes beylerinin mağlup olduklarını, Rus yönetimini kabul ederek kendi topraklarında yaşamalarına izin verilmesini istediklerinde verdiği cevap: “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız.”
Y. Abramov Kafkas Dağlıları kitabında: “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...”
Rus İ. Dzarov : “ Osmanlı’ya göç etmek üzere yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır.”
Rus St.Petersburg Gazetesi: “Savunmaları ile ölümsüzleştirdikleri sahillerden kaçış başladı. Çerkesya artık yok. Dağlardaki artıkları da askerlerimiz yakında temizleyecek ve savaş kısa zamanda sona erecek...”
Prens Mihail'in Yevdokimov'a mektubu (1863):“ Abzehlerin itaat ettiğini, Ubıhların yenildiğini bildiren raporunuza çok sevindim... Kafkaslar'ın kuzey yamacına cesur birlikleriniz boyun eğdirdi. Güneybatı yamacının da, bize düşman vahşi halktan temizleneceği, şimdiye kadar girilemeyen Karadeniz'in doğu kıyısının da Rus nüfus yerleştirilerek gerçekten Rus olacağı zaman yakındır. Ümit ediyorum ki, bu an yakında gelecek ve itaat etmiş bütün Batı Kafkasya'yı imparatorun ayakları dibine sereceğiz.”
Dekabrist Lorer: ‘’Zass, karargahının yakınında, özel olarak yapılmış küçük bir tepenin üzerine, mızraklara geçirilmiş, sakalları rüzgarda uçuşan Çerkes kafaları dizmişti. Bu iğrenç tabloyu seyretmek üzüntü vericiydi… Bir gün Zass, davetlisi bir hanımın ricası üzerine düşman kafalarını kaldırmayı kabul etti. Bizde o sırada misafiriydik. Generalin çalışma odasına girdiğimizde dayanılmaz, iğrenç bir kokuyla sarsıldım. Zass gülerek, yatağın altında kafaların konduğu sandıkların bulunduğunu söyleyerek şaşkınlığımızı giderdi ve camlaşmış gözleriyle korkunç şekilde bize bakan birkaç kafanın bulunduğu kocaman bir sandığı çekip çıkardı. ‘’ Onları neden burada tutuyorsunuz’’? diye sordum. ‘’ Onları kaynatıyorum, temizliyorum ve anatomi çalışmaları için Berlin’deki profesör dostlarıma gönderiyorum’’ diye karşılık verdi.
Rus Kazak kadınları Çerkeslerle yapılan savaşlardan sonra savaş alanında dolaşarak Alman asıllı General Zass’ın iyi para ödediği Çerkes kafalarını kesiyorlardı. Zass, bu vahşi uygulamadan vazgeçmesi için üst makamları tarafından uyarılana kadar birçok kafayı kaynatıp temizledi ve Berlin’e gönderdi.
 General Zass
Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar Gazeteleri: “Ruslar, Kafkasya’nın tamamını yerle bir ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da yerli halkları vatanlarından sürüyorlar, onlar da terkediyorlar...”
Fransız Gazeteci A. Fonvill: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.”
Polonyalı Albay Teophil Lapinsky: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon’ gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Samsun’a 70.000 kişi indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon’da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı’nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere’de günlük ölüm 120-150 kişi arasındadır. İtalyan Dr. Barozzi’nin raporlarında şu ibareler dikkat çekicidir ''İnsanlar, uzun süre bitkiler, bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar.”
Rus Araştırmacı A.P.Berge: “ Novorovski koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adıge tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”
İngiliz Elçi Lord Napiyer: “Çerkeslerden boşaltılan yerlere derhal Slavlar veya başka Hıristiyanlar yerleştiriliyorlar.”
İngiliz Konsolos Gifford Palgrave: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...”
İngiliz Konsolos R.H.Lang: “Samsun’dan çıkan 2718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır.”
İngiliz Parlamenter M. ANSTEY’in Parlamentoda ki konuşması : “İngiltere’yle ticari ilişkiye girmeye inandırılmış, İngiliz yandaşı yapılmış olan Çerkesya’ya ihanetle suçluyorum sayın Lord Palmerston’u. Hindistan’daki çıkarlarımızla beraber Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı bilerek ve iterek Ruslara teslim ettiğiniz için aynı zamanda İngiltere’ye de ihanet ettiniz...”
Lord Palmerston 8 yıl sonra aynı parlamentoda konuşurken şunları der: ”Sayın Lordlarım, Çerkesleri kendi başlarına büyük felaketlerle baş başa bıraktığımız doğrudur. Oysa, biz onlardan yardım istedik ve onları büyük fedakarlık ölçüsünde de kullandık...”
Pinson: “Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı % 50’ye yakındır. Sırf Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı “yüzen mezarlar” olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır...”
A.P. Berje: Novorosisk limanında 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen afetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan bir çok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkesler’e hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım?
Shutsejuko Tseyko’nun Çar II. Alexander’a cevabı: ( Çar II. Alexander, 1861’de Kafkasya’ya gelmiş. Çerkesler’e kayıtsız şartsız itaat etme ve dağlık bölgelerden inip bataklık düzlüklere yerleşme şartını koşmuştu.) ’’Belki Kafkasya Rus olacak ama Çerkesler damarlarında kan aktıkça Rus Çarının kölesi olmayacaklar, sağken vatanımızı teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz; ''Ye tl’ın Ye tl’en - Ya kahraman ol ya öl.''
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
» 28/6/2007 - KAFKAS MÜZİK
» 28/6/2007 - ABZAH BOYLARI
|
HUVAJ
|
ĞONOJKO
|
GUTE
|
APİŞ
|
ĞIJ
|
|
ÇURMUT
|
PİHAVE
|
MEŞVEJ
|
ŞEVCEN
|
ABİDE
|
|
PHAVE
|
TUĞUJ
|
BSİBLEN
|
BIJ
|
ĞUVAŞ
|
|
HAPREÇU
|
HAPAE
|
BLANEĞEPSE
|
ŞAGUJ
|
LEPSERUK
|
|
LIŞE
|
VUNARUY
|
TSEY
|
PÜÇ
|
KAZANÇI
|
|
HOGİN
|
ÇETAV
|
HAPEPHİ
|
ÇÖYKO
|
BAJ
|
|
PVEKO
|
BRÜÇ
|
KOTSİ
|
BEÇİMKO
|
YEHULKO
|
|
JEV
|
ŞİNEHO
|
ÇUBUT
|
BEĞ
|
JANKAT
|
|
YENEMUK
|
SOHTIR
|
DAVUR
|
NAÇ
|
ŞÜÇE
|
|
PAŞT
|
ÇEMİŞ'İ
|
ZIBE
|
MEHOŞ
|
MEMKEĞ
|
|
ORSABİ
|
MERETKO
|
BİDEMKO
|
BLEĞOJ
|
BİRANT
|
|
BEÇİY
|
HONE
|
LIPZUV
|
HAJUK
|
HUNAG
|
Bu gün bu Abzah boylarının çoğunluğu Reyhanlı'da yaşamlarını sürdürmektedir.
Ama 62 boydan 22 boy tamamen sönmüş durumdadır ve adları şunlardır
|
PVEKO
|
BEÇİMKO
|
|
YEHULKO
|
JEV
|
|
BEĞ
|
HUNAG
|
|
GUTE
|
HAPREÇU
|
|
NAÇ
|
ŞÜÇE
|
|
SOHTIR
|
ÇEMİŞ'İ
|
|
MEHOŞ
|
MEMKEĞ
|
|
ORSABİ
|
BİDEMKO
|
|
BLEĞOJ
|
BİRANT
|
|
HOME
|
LIPZUV
|
|
HAJUK
|
BEÇİY
|
|
Dr.YAHYA KANBOLAT
Reyhanlı İlçesinde Türkmen Aşiretlerinin Durumu ve Kuzey Kafkas Göçmenleri adlı kitabından alıntıdır | |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
» 28/6/2007 - ALEKSANDR'IN ABZAH'LAR'A GELİŞİ
ALEKSANDR'IN ABZAH'LAR'A GELİŞİ
"Toplanan kalabalığın ucu bucağı görünmüyordu. Yaya olarak gelenler daire şeklinde ayakta duruyor, onları atlılar çevreliyordu. Ortada boş bir alan bırakılmıştı. En önde halkın temsilcileri bulunuyordu. Bunlar en tanınmış, saygın kişilerdi. Sakin, açık bir gündü, öğle olmuştu. Uzaktan kalabalığa doğru gelen atlılar göründü. Bir süre sonra bütün atlılar açık seçik görünür oldu. En önde üç atlı ilerliyordu. İngiliz safkan atının üzerinde çar, onun sağında General Loris-Melikov ve solunda da çarın özel çevirmeni Mamat Girey Loo. Arkalarından da şeref kıtası olan Dragon Süvari Bölüğü geliyordu.
Bu heyetin içinde çarlığın hizmetinde bulunan soylu Kafkasyalı subaylar da vardı. İçlerinde en önde geleni Mamat Girey Loo idi. Eğitim almış (kadet okulunu bitirmiş), muvazzaf bir subaydı. Abazaların soylu ailelerinden bir prensti. Rusçayı ve Çerkesçeyi çok iyi konuşuyordu. Dış görünüşüyle hemen göze çarpıyordu. Ortadan uzunca boylu, güçlü ifadeli ve enerjik yüzlü, kısa siyah sakallı, 40–45 yaşlarında biriydi. Zarif bir tarzda ama sade giyinmişti. Üzerinde gri renkli çerkeska, kılıf içinde silahı, kaması, koyu kırmızı fişeklikleri, başında çok yüksek olmayan astragan Kafkas kalpağı, ayağında sahtiyan Dağlı dolamaları ve ayaklarını sıkı sıkı saran zıhsız çizmeler vardı. Bu adam, çarın bütün maiyeti içinde zarif fiziği, ince yüzü ve vakur hareketleriyle en çok göze çarpan kişiydi.
Orada toplanan insan kalabalığı kaynaşan karınca yuvasını andırıyordu. Herkes düzene ve sessizliğe davet edildi. Kalabalık sustu ve beklemeye başladı. Çar yaklaşınca atını hızlandırdı. Onunla birlikte bütün maiyeti de hızlandı. Kalabalık açıldı, çar refakatçileriyle birlikte dairenin içine girdi ve daire kapandı. Çar "Merhaba Abzahlar" dedi. Görüşmeleri yürütmekle yetkili öndeki grup cevap verdi: "İyilikler dileriz!".
Ardından çar konuşmaya başladı: "Ben size düşman olarak değil, iyi niyetli bir dost olarak geldim. Halkınızın baki kalmasını, ata topraklarını terk etmemesini, bizimle barış ve dostluk içinde yaşamayı kabul etmesini istiyorum. Rusya, önünde büyük tarihi görevleri olan, büyük bir devlettir. Sınırlarımızı güçlendirmemiz, diğer ülkelere açılmak için denizleri elde etmemiz elzemdir. Diğer milletlerle ticaretimiz denizden olmak zorundadır. Karadeniz olmadan yapamayız. Topraklarınızdan Karadeniz'e üç yol geçmesine onay vermenizi teklif ediyorum: Anapa'ya, Novorossiysk'e ve Tuapse'ye. Bu yolların üzerinde olup yer değiştirmek zorunda kalacak köylere hazinem tazminat ödeyecektir.
Rus çarının taabiyetini tanımak zorundasınız, bu sizin milli değerlerinize zarar vermeyecek. Kendi geleneklerinize göre yaşayacaksınız ve idare edileceksiniz. Dininize dokunulmayacak, kimse iç işlerinize karışmayacak. İdare ve mahkeme sizin seçtiğiniz kişilerden oluşacak. Onlarca yıldır cesaretle savaşıyorsunuz, ama en iyi insanlarınız ölüyor ve bağımsızlığınızı koruyamayacaksınız, çünkü benim ordum çok büyük ve güçlü. Son artık açıkça görünüyor: Kafkasya Rus olacak. İnsanları daha fazla heba etmenin gereği yok. Bu yıkıcı savaşı bırakırsanız halkınız baki kalacak ve daha iyi yaşayacak. Rus devleti sizi düşmanlarınızdan koruyacak ve çıkarlarınızı savunacak, yaralarınızı saracak, düşmanlık bitecek ve kırgınlıklar unutulacak. Yarım asır sonra da devlet hayatıyla yaşıyor olacaksınız ve adil yasalarla yönetileceksiniz. Çocuklarınız ve torunlarınız okuma yazma ve yeni ziraat usulleri öğrenecekler, onların yaşamı sizinkinden kolay olacak.
Bu tarihi anda sizden Kafkasya'nın Ruslar tarafından fethinin kaçınılmaz olduğunu anlamanızı ve şartlarımı kabul etmenizi istiyorum. Bu şartlarda halkınız bütün olarak korunacak ve kendisinin yararına olacak şekilde yaşama ve gelişme imkânına sahip olacaktır. Eğer şartlarımı kabul etmezseniz generallerime, ne kadar cana mal olursa olsun en yakın zamanda savaşı bitirmeleri için emir vermek zorunda kalacağım. Çarın emri yerine getirilecek, ama bu size telafisi imkânsız, sayısız felaketler ve halkınızın yok olmasını getirecek... Sağduyulu olun ve tarihi kaderinize razı olun.
Çarın sözü sağlamdır ve ben herkesin huzurunda ilan ediyorum ki sözüm kutsaldır ve bozulmayacaktır. Bütün bunları çarlık fermanıyla da tasdik edeceğim."
Albay Loo saygılı bir ifadeyle çarın söylediklerini dinledikten sonra yüzünü Abzah temsilcilere döndü ve temiz, canlı bir Çerkesçeyle acı ve tehditkâr sözleri çevirmeye başladı. Önce kısa bir sessizlik oldu. Sonra, ilk sözü söyleme görevi verilen Hacemuko Hace birkaç adım öne çıktı ve konuşmaya başladı: "Vatanıma duyduğum sevgi o kadar büyük ki, neye mal olursa olsun onu çocuklarımız adına korumaya kararlıydım. Ama şimdi görüyorum ki silahla topraklarımızı korumaya gücümüz yetmiyor. Komşu devletlerden birine katılmak zorunda olduğumuz an geldi... Din olarak Türkiye bize daha yakın, ama o bize askeri yardımda bulunmak istemiyor... Ruslar çok, biz ise azız; güçlerimiz eşit değil ve direnemeyeceğiz. Benim düşüncem, Rus çarının teklifini kabul etmek ve kadere razı olmak. Bunun için Allah bizi suçlamaz..."
Kalabalığın arka sıralarında mırıldanmalar başladı, sonra bu artmaya başladı ve uğultulu bir homurdanmaya dönüştü...
Çarın rengi değişti ve çevirmenine bu yaşlının ne dediğini sordu. Sözlerinin halkı heyecanlandırdığı görülüyordu. Çevirmen Hacemuko'nun sözlerini tercüme ettiğinde çar, "İhtiyar doğru söylüyor, ama görülüyor ki bu sözler halkın hoşuna gitmedi..."dedi.
İkinci ve son olarak Tlışe Şutsejuko Tseyko konuştu. Kısa aksakallı, sert ifadeli, uzun boylu, zayıf bir adamdı. Tseyko ünlü bir hatip, hiçbir zaman kimseden korkmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen biriydi. Önce dönüp kalabalığa baktı, sonra çara döndü ve konuşmaya başladı:
Rus çarı bize görevi gereği ne söylemesi gerekiyorsa onu söyledi, onu kınamıyorum. Ama benim sözlerim onun arzusuna uygun olmayacak. Her insan gibi her halk da bir kez doğar. Her insan gibi o da büyür, yaşlanır ve ölür. İnsanın en uzun ömrü yüz yıldır, halk ise binlerce yıl yaşar. Güneşin altında ebedi hiçbir şey yoktur. Rus çan Kafkasya'yı beğendi ve işte altmış yıldır onu fethetmek için savaşıyor. Ama bizim için de vatanımız sevdiğimizdir ve değerlidir, canımız pahasına onu koruyoruz ve savunuyoruz. Bu kutsal dava için Allah'ın ve atalarımızın önünde sorumluyuz. Kimse bizi canımızı esirgemekle suçlayamaz. Hayır, biz hiç çekinmeden kanımızı akıtıyoruz ve canımızı veriyoruz.
Biz ölüyoruz, ama Ölüm köle olmaktan iyidir. Rus çarı geleneklerimize ve dinimize dokunmayacağına söz veriyor. Ama bu mümkün mü? Bir fıçı suya bir avuç tuz atın ve bakın ne oluyor; tuz eriyor... Büyük halk tarafından fethedilen küçük halk da onun içinde erir. Özgürlüğümüz biterse biz de biteriz, başka türlü olması mümkün değil. Cesaretle ve fedakârca savaşa devam etmek zorundayız. Allah güçten değil haktan yanadır. Sonuna kadar dövüşeceğiz. Vatanımız, halkımız, inancımız, onurumuz için ölsek de utancımız olmayacak. Belki Kafkasya Rus olacak ama ABZAHLAR damarlarında kan aktıkça Rus çarının kölesi olmayacaklar.
Rus çarı kendini bizim iyilik meleğimiz sayıyor. Ne tuhaftır ki iyilik meleğimiz altmış yıldır zalimce kanımızı akıtıyor. Hayır, Kafkasya ya bizim sevgili beşiğimiz ya da mezarımız olacak, ama sağken onu teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz ve en başta gelen düsturumuzu unutmayacağız: "Ya kahraman ol ya öl!" (Ye vutl'en yevutl'ın). Acı gerçeği yüzüne karşı söylemek hoş olmaz ama yine de söylemeden edemeyeceğim. Rus çarı asla bizim dostumuz değil, gerçek ve ebedi düşmanımız ve kanlımızdır. O boşuna bizi boyun eğmeye çağırıyor. Ruhu güçlü olanlar ölürler ama boyun eğmezler. Hacemuko Hace gibi ruhu zayıf olanlar boyun eğebilirler ama bu Çerkes halkının kahramanlarını küçük düşürmez. İşgalci düşmanlarımıza ölüm! Yaşasın gazavat!"
Yaşlı adam sustu. Yakın sıralardan birkaç kişi "doğru" diye bağırdı. Bu sözler yüzlerce ve binlerce kişiyi coşturmuştu. Kısa süre sonra meydanda tehditkâr, korkutucu sesler yükselmeye başladı. Çar endişeyle etrafına bakmıyordu. Maiyeti de halkın öfkesinden ürkerek tedirgin olmuştu.
Fakat Şutsejuko Tseyko eliyle bir işaret yaptı ve yavaş yavaş herkes sustu. O zaman Tseyko, "Çar şu an misafirimizdir, misafir de kutsaldır. Kimse Abzahların misafirperverlik kuralını bozacağını düşünmesin. Halk dağılsın ve temsilcilerin talimatım beklesin", dedi.
Halk dağılmaya başladı. Çar temsilcilerle vedalaştı ve karargâhına döndü. Yirmi sekiz kişiden oluşan temsilciler yakındaki Kurcıps köyüne gittiler ve savaşla ilgili görüşmelere başladılar.
Çaresiz durumda kalan Abadzehler (Abzahlar )temmuz 1863'de savaştan çekildiler,iç ve dış göçü birlikte başlattılar.Ateşkese uymak istemeyen ya da ihlal eden bazı küçük Abadzeh grupları da topluca imha edildiler (örneğin,pşeha ırmağı boyundakiler).
www.akintarih.com/ |
Yorum (1) :: Bağlantı
|
|
|
|
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa | Sonraki Sayfa
|
|